Büyük Selçuklu Devletinin Yıkılmağa Yüz tutması ve diğer yandan ona bağlı olan Osman Gazinin yıldızının parlaması âlim ve fazıllara kucak açması sebebiyle âlimler ve şeyhler gibi Sâdâtı Kiram da onun ülkesine akın etmeğe başlamışlardır. Selçuklu Sultanı 3. Keykubat tarafından cennet mekân Osman Gazi’ye H.683-M.1284 de Söğüt diyarının temliki hususunda gelen menşurun ortalarında Seyyidlerle ilgili tavsiyeler vardır: Buna göre Seyyidlerin büyüklüğüne layık tevkira riayet gerekir çünkü Sâdât Risalet Şeceresinin meyvesi (semene) ve nübüvvet deryasının incileridir. Onlar muvakkar (tevkir edilmiş yüceltilmiş ) mükerrem ve muazzamdırlar. (tazim edilen)
Bu hususlarda Kuranda Ehli-Beyt ile ilgili ayetleri nazara almakla gerçekleşir. Diğer yanda onların maslahatlarını ve kendilerini tertip (tertibi mesâlih ve tertibi (işânrâ) hak mevkıflarında ve kutsiyet merdivenlerinde büyük bir azık ve tamamı bir kurtuluş vesilesidir çünkü mahşer gününde cin ve insanlar, Şefaat Ya Muhammed diye feryat edecektir. Onlar Resulullah (S.A.V.) huzurunda emanet sayılırlar ve kesin şefaat vesilesi tanırlar. Bu sebepten Sâdât’a şefkatle muamele (hüsni işfak) ve rızıklarının temini (istidrârı erzak devamlı irad ‘maaş ) geçim sebepleri (esbâb-ı maaş) hazırlamak gerekir. Ayrıca onları tezellül ve hareketlerini mucip olacak isteklerden müstağni edecek yollara sevk etmek lazımdır çünkü alçak haller onların makamına (mansıb) uygun düşmez.
Osman Bey’e tablhane ve sancakla gelen bir ikinci Türkçe menşurda da buna benzer bazı tavsiyeler vardır. Bu menşurların-beratların muhtevasından çıkabilecek bazı neticeler şunlardır. Seyyidler bütün İslam toprakları içine dağılmışlardır. Buralarda tevkir tazim görmektedirler. Selçuklu sınırları içinde de Sâdât vardır bunlarla ilgili tutum berrak şekilde ortadadır. Seyyidlere olan saygı Sâdâtın Risalet şeceresinin meyveleri ve nübüvvet deryası incileri olması dolaysıyla ve Hz. Peygamberin bize bıraktığı iki önemli şeyden bir (emaneti) olmaları hasebiyledir. Yani Peygambere hürmet ve tazimden dolayı onlara hürmet, tevkir, riayet ve tazim gerekir. Ayrıca hürmet ve riayet hususunu şura süresi 23.Ayeti emreder. Bu ayet nazara almakla sözü edilen hürmet ve riayet gerçekleşebilir. Onların işlerini dirlik ve düzenliklerini (maslahat) sağlamak “kendilerini düzen ve tertip “etmek gerekmektedir. Bütün bu hususların tahakkuku elbette onlar için bir nazır ya da Nakib tayinini açık olmasa bile işaretten icap ettirmektedir çünkü dirliği düzenliği sağlanacak kimselerin bilinmesi bu bilgi içinde de onların tertibi (Tertib-işânra) yani şecerelerinin doğum, ölüm ve sair hallerinin tespiti ve bunlara vukufiyet gerekmektedir. Onların maslahatlarının tespiti ise şöyle tahakkuk eder.Onlara şefkatle muamele (Hüsni-işfâk) rızıklarının temini (istidrârı-erzak) geçim sebepleri (esbâbı-maaş) ve geçim gelirleri (vüchuh-ı inti-aş) hazırlamak. Onları zelil edecek ve hareketlerini mucib olacak hususlardan men etmek. Bu onların uğraştığı sanatlardan tutunda yiyip içtikleri şeyler ve oturup kalktıkları arkadaşlarına kadar çok şeyi içine alır. Burada Seyyidlerin rızıkları ile ilgili terimler üzerinde durmakta fayda vardır.Türkiye Selçuklularına ait resmi vesikalarda açıklandığına göre “İdrar”nesilden nesile intikal eden bir tahsisattır.İdrarın çokluk şekli idrârâttır ve tahsisat”varidat yerine kullanılan bir terimdir. Osmanlı devri terimlerinde ve eski vesikalar da geçer derr kökünden müştaktır vücuttan durmadan akan ter’hayvanın memesinde çok süt olmak ve sütünü verip akıtması ‘Arapçada derr olarak geçer ‘fiil istif’al babına geçince yine ayni manalarda kullanılmaktadır.
Bu durumda (istidrarı erzak) terkibinden Seyyidler ’den muhtaç olanların rızıkları için sürekli tahsisat ve gelirler (varidat) temin etmek anlaşılır her ne kadar Osman Bey zamanından bu konuya ışık tutan kaynaklardan. Türkiye Selçuklularında Seyitlerden gerekli görülenlere idrâr temini hususunun mevcudiyeti, Osman beyin sınırları dahilinde ‘de söz konusudur. Seyyidlere iyi muamele rızıklarının yukarda geçen yollardan temininin mükafatı ise;daha çok uhrevidir. Bunları yerine getiren Devlet idarecisi, hak mevkıflarında ve kutsiyet merdivenlerinde büyük bir azığa, ahirette tam bir kurtuluş vesilesine sahip olur. Peygamberin şefaatine nail olur. Hz. Peygamber (s.a.v.) ın ümmetine emanet ettiği pak nesline hıyanet etmemiş olur. Çünkü onlara tazim ve ikram Ahiret azığıdır. Bundan anlaşılıyor ki Osman gazi ve oğlu Orhan Gazi Torunu 1.Murat her üçü de bir yandan memleketlerini genişletirken diğer yandan memleketin üzerinde durduğu ilmi göz ardı etmemişler, hikmet ve diyanet eyvanını yüceltmenin yollarını aramışlardı. Onlara iyi davranarak,atiyeler ihsan ederek, devlet makamlarında kendilerine yer vererek, âlimleri fazılları,Seyyidleri Osmanlı ülkesine cezbetmişlerdi.Gelenlerin sükût ve huzur içinde olması ise,daha başkalarını buraya hicrete sekermiştir.Orhan beyin bilginleri ve kuran hafızlarını çok sevdiğini ve bilginlere ulufe tayin ettiğini Seyyid ve Şerifleri de baş tacı yapmıştır.

