Son günlerde ülke genelinde, televizyon kanallarında, sosyal medyada ve bazı internet sitelerinde Peygamber Efendimiz (Sallahu Aleyhi ve Sellem)’in mübarek torunları, Seyyidler ve Şerifler aleyhinde yoğun ve kasıtlı bir propaganda yürütülmektedir.
Konuşulan, yazılan ve çizilen bütün makaleleri pür dikkat okuyorum ve tetkik ediyorum. Hepsinin de eksik ve kirli bilgi üzerine bina edilmiş yalan ve iftiralarla dolu olduğunu müşahede ettim. Özellikle bazı televizyon kanallarında konuşan ve internet sitelerinde makale kaleme alan bazı yazar ve akademisyenlerin makalelerinde; “Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt aşiretlerinin tamamı soyunu Hz. Peygamber’e dayandırıyor” denilmektedir.
Bu makaleleri yazanların görüşlerine kısmen katılıyorum. Çünkü Müslüman Türkler de, Kürtler de Hz. Peygamber’e aşıktırlar. Bunu bilmenizde fayda vardır. Türklere de, Kürtlere de selam ve saygılarımı sunuyorum.
Başka bir yazarın makalesinde ise şöyle deniliyor: “Muhammed’in soyu Kerbela’da İslam Halifesi Yezid tarafından katledildi ve soyu kesildi, bu seyyidler nereden türemiş?” şeklinde hezeyanlarda bulunuyor.
Evvela şunu iyi bilin ki; Lanetullahi aleyh olan Yezid, İslam Halifesi değildir ve olamaz da. O, Emevi saltanatının halifesidir.
Dünya genelinde binlerce, on binlerce Haseni ve Hüseyni Seyyid vardır. Hz. Peygamber’in mübarek soyu kesilmemiştir, kıyamete kadar devam edecektir. Mahşer gününde eğer mümin olarak ölmüş iseniz, bunların sevgisi ve yüzü suyu hürmetine Allah-u Teala’nın izniyle dedeleri olan Resulullah (s.a.v.) size şefaat edecektir. O zaman Peygamber’in soyu var mıdır, yok mudur anlayacaksınız, fakat iş işten geçmiş olacak ve pişmanlık fayda vermeyecektir.
SEYYİDLERİN KAYIT ALTINA ALINMASI
Seyyidler ve Şerifler, bu kutlu soy, Asr-ı Saadet döneminde bizzat Resulullah (s.a.v.)’ın emir ve talimatıyla Hz. Ali (Kerremallahu Vecheh) tarafından kayıt altına alınmıştır.
Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra dört halife döneminde ve bütün İslam devletleri tarafından kayıt altına alınmışlardır. Başta Abbasiler, Selçuklular, Eyyubiler, Fatimiler, İlhanlılar, Memlükler, Dulkadiroğulları, Anadolu Selçukluları, Emir Timur ve Osmanlılar tarafından sahte seyyidliği önlemek için Nikabet Teşkilatı kurulmuş ve bu teşkilatın başına ilmiye sınıfından seçilen, Peygamber Efendimiz’in torunları olan Nakibü’l-Eşraf Kaymakamları atanmıştır.
İslam devletleri tarafından devlet eliyle müteseyyidlere, yani sahte seyyidlere asla geçerli şecere verilmemiştir. Bu tamamiyle yalan ve iftiradır.
SAHTE ŞECERELER NASIL TÜREMİŞTİR?*
Geçmiş dönemlerde ve şimdi ortalıkta dolaşan sahte şecereler şu şekilde düzenlenmiştir: Sözde alim olan, biraz Arapça bilen, yazıp çizen ve şecere ilminden anlayan, resmi olmayan bölgedeki bazı sahtekarlar ve bilmişler tarafından para karşılığı, hayvan karşılığı, hatta bir sepet yumurta karşılığında sahte seyyidlere geçersiz şecereler verilmiştir.
O şecerelerde devletin resmi görevlisi olan Nakibü’l-Eşraf’ın imzası ve mühürü yoktur. Sadece o sahtekarın kendine has uydurma mühürü ile tasdik edilmiştir, fakat hiçbir geçerliliği yoktur.
Bu sahte şecereleri şuna benzetiyorum: Günümüzde nüfus cüzdanı, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğü tarafından verilir. Market sahibinin veya yetkisiz bir cami imamının vatandaşa sahte nüfus cüzdanı vermesi ne ise, bu da aynısıdır.
Dolayısıyla verilen bu şecerelerin ne o tarihte ne de günümüzde hiçbir geçerliliği yoktur. O sahte şecere sahibi şikayet edildiği takdirde yakalanarak Nakibü’l-Eşraf Kaymakamı’nın huzuruna çıkarılır, şeceresine el konularak derhal imha edilir ve sahibi ağır bir şekilde cezalandırılırdı.
İşte bugün vatandaşın elinde “işte şecerem var” diye dolaştırdığı belge bundan ibarettir.
Bu sahtekarların yaptıklarını, Peygamber’in torunları olan ilmiye sınıfından seçilmiş Nakibü’l-Eşraf Kaymakamlarına mal edemezsiniz. Onlara iftira atmayın! Allah’tan korkun, Resulullah’tan utanın!
Bu mübarekler zamanında o kadar dikkat etmişlerdir ki adeta kuş bile uçurtmamışlardır. Ne olduysa 3 Mart 1924 tarihinde Nakibü’l-Eşraflık kurumu lağvedildikten sonra olmuştur. Bu kurum lağvedildikten sonra sahte seyyidler ve sahte şecereler ortalıkta dolaşmaya başlamıştır.
Fakat hakiki seyyidlerin ve sahih şecerelerin kayıtları, İstanbul İl Müftülüğü Meşihat ve Şer’iyye Sicilleri Arşivi’nde, Secere-i Tayyibe Defterleri yani Nakibü’l-Eşraf Defterleri içinde çok iyi bir şekilde korunmakta ve muhafaza edilmektedir.
Kamuoyunda, sosyal medyada ve TV kanallarında Peygamber’in soyunun devam etmediğini iddia edenler varsa, merak edenler oraya gitsin ve o defterleri tetkik etsinler.
İkincisi, bütün İslam devlet başkanlarını zan altında bırakmayalım. Kudüs Fatihi Selahaddin-i Eyyubi zamanında da bu kutlu soy kayıt altına alınmış. Peki size soruyorum, cennet mekan Selahaddin-i Eyyubi haşa sahtekar mıdır? Dört halife ve diğer bütün İslam devletleri hepsi mi sahtekardır?
Devletimizin kurucusu M. Kemal Atatürk dahi seyyidlere karşı son derece saygı ve hürmet göstermiştir. Sivas’a giderken Mürşid ve Rufai Şeyhi olan Nakibü’l-Eşraf Kaymakamı, Arap Şeyhi lakaplı Seyyid Abdullah El-Haşimi Hazretleri isimli mübarek şahsın misafiri olmuş ve ondan dua istemiştir.
İslam halifeleri ve devlet adamlarının hepsi mi yanılmıştır da, sadece doğru söyleyen siz misiniz?
Vesselam.

