Nakîbü’l-Eşrâf Uzmanı Dr. Seyyid Hüseyin Zerraki
İslâm tarihi boyunca Ehl-i Beyt sevgisi, ümmetin birlik ve beraberliğinin temel unsurlarından biri olmuş; Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) mübarek nesline gösterilen hürmet, Müslüman toplumların manevî hayatında müstesna bir yer edinmiştir. Bu sebeple Ehl-i Beyt meselesi yalnızca belirli bir zümrenin değil, “Müslümanım” diyen her ferdin ortak meselesidir.
Bugün devletimizin yetkililerine ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na şu önemli soruyu yöneltmek istiyoruz:
Ehl-i Beyt’e yönelik ilmî, manevî ve toplumsal açılım ne zaman gerçekleştirilecektir?
Asırlardır ümmete hizmet eden Seyyid ve Şeriflerin kaybolan itibarları ne zaman iade edilecektir? Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından temelleri atılan ve İslâm devletlerinde asırlarca faaliyet gösteren Nakîbü’l-Eşrâflık müessesesi ne zaman yeniden ihyâ edilecektir?
Nakîbü’l-Eşrâflık Müessesesinin Tarihî Önemi
Nakîbü’l-Eşrâflık kurumu, İslâm tarihinde Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) soyundan gelen Seyyid ve Şeriflerin kayıtlarını tutan, onların hukukunu muhafaza eden ve toplum içerisindeki manevî konumlarını koruyan önemli bir müessesedir. Bu kurum yalnızca soy tespiti yapan idarî bir yapı değil; aynı zamanda ümmetin Resûlullah’a olan muhabbetini canlı tutan manevî bir emanetti.
Osmanlı Devleti’nde de büyük bir hürmetle sürdürülen bu kurum, ümmetin birlik ve kardeşliğine hizmet etmiş; Seyyid ve Şerifler toplumun ilmî, irşadî ve ahlâkî rehberleri arasında yer almıştır. Ancak son yüzyılda bu müessesenin kaldırılmasıyla birlikte Ehl-i Beyt mensupları birçok bakımdan sahipsiz bırakılmış; tarihî ve manevî değerleri gerektiği ölçüde korunamamıştır.
Ehl-i Beyt Meselesi Mezhep Meselesi Değildir
Ülkemizde Ehl-i Beyt denildiğinde çoğu zaman yalnızca Alevîlik veya Şiîlik akla getirilmektedir. Oysa Ehl-i Beyt sevgisi, yalnızca belirli bir mezhebin değil, bütün Müslümanların ortak değeridir. Ehl-i Beyt mensubu olmak ayrı; Ehl-i Beyt’i sevmek ve onların yolunu benimsemek ise ayrı bir husustur.
Bizler, Hz. Ali (k.v.) ve Hz. Fâtıma’nın (r.anhâ) soyundan gelen Seyyid ve Şerifler olarak; mezhep, meşrep ve etnik farklılık gözetmeksizin bütün Müslümanları kardeş kabul ediyoruz. Çünkü Ehl-i Beyt’in mesajı ayrıştırmak değil, ümmeti birleştirmektir.
Gerçek Alevîler, Bektaşîler, Sünnîler ve Şiîler; Ehl-i Beyt’i seven ve Resûlullah’ın emanetine sahip çıkan kimselerdir. Bu sebeple Ehl-i Beyt sevgisi, İslâm ümmetinin ortak paydası ve vahdet vesilesidir.
Kur’ân ve Sünnette Ehl-i Beyt
Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
�
“De ki: Ben buna karşılık sizden, yakınlarıma sevgiden başka bir ücret istemiyorum.”
(Şûrâ Sûresi, 23. Ayet)
Yine Ahzâb Sûresi’nde Ehl-i Beyt’in mânevî temizliğine dikkat çekilmiştir:
�
“Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden her türlü kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.”
(Ahzâb Sûresi, 33. Ayet)
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de hadis-i şeriflerinde Ehl-i Beyt’e sevgi ve bağlılığın önemini vurgulamıştır. Bu sebeple Ehl-i Beyt sevgisi, sadece tarihî veya kültürel bir mesele değil; Kur’ân ve sünnet merkezli imanî ve ahlâkî bir sorumluluktur.
Diyanet’e ve İlim Ehline Çağrı
Bugün ümmetin en büyük ihtiyaçlarından biri; Ehl-i Beyt hakikatinin ilmî ve sahih bir şekilde topluma anlatılmasıdır. Bu noktada Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere ilim adamlarına, akademisyenlere, müftülere ve din görevlilerine önemli sorumluluklar düşmektedir.
Cuma hutbelerinde ümmete şu hakikatler anlatılmalıdır:
Hazreti Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) nesli kıyamete kadar devam edecektir.
Seyyid ve Şerifler ümmet içerisinde yaşamaya devam etmektedir.
Ehl-i Beyt’e sevgi ve hürmet göstermek, Resûlullah’a muhabbetin bir tezahürüdür.
Ehl-i Beyt ümmetin birlik ve beraberliğinin manevî merkezlerinden biridir.
Toplumumuzda Ehl-i Beyt’e yönelik bilinç arttıkça; mezhep ayrılıkları azalacak, ümmet şuurunun güçlenmesine vesile olunacaktır.
Birlik ve Muhabbet Çağrısı
Bizler Seyyid ve Şerifler olarak; yaşadığımız vatanı seviyor, devletimize bağlılığımızı muhafaza ediyor ve bütün vatandaşlarımızı mezhep ayrımı gözetmeksizin kardeş biliyoruz. Gayemiz ayrılık değil; İslâm ümmetinin birlik ve dirliğine katkı sunmaktır.
Unutulmamalıdır ki tarih boyunca devletler, manevî değerlerine sahip çıktıkları ölçüde güçlenmişlerdir. Ehl-i Beyt’e gereken hürmetin gösterilmesi; yalnızca bir tarih meselesi değil, aynı zamanda toplumsal barış ve manevî bütünlük meselesidir.
Temennimiz odur ki; devletimiz ve ilgili kurumlarımız, Ehl-i Beyt’in tarihî ve manevî konumunu yeniden gündeme alarak Nakîbü’l-Eşrâflık müessesesinin ilmî ve kültürel boyutlarıyla ihyâ edilmesine öncülük etsinler.
Cenâb-ı Hak’tan niyazımız; ümmet-i Muhammed’e Ehl-i Beyt sevgisini hakkıyla idrak etmeyi, birlik ve kardeşlik içerisinde yaşamayı nasip etmesidir.
Âmin.

