Böyle bir hadis çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Ama SAHİH hadisler arasında böyle bir hadis yoktur.
Zayıf denebilecek rivayetleri de çok azdır.Bu nedenle, ashabın faziletleri bakımından kullanılabilir bir söz olmakla beraber dini bir belge olarak kullanılamaz.
Beyhakî, El-Medhal,S.164, Kenzu’l-ummal,
H. No: 1002)
Yıldız olma özelliğinde olan bütün yıldızlar eşit oldukları halde, aralarında büyüklük ve küçüklük itibariyle farklılıklar bulunduğu gibi, sahabeler arasında da yıldızlar gibi fazilet ve mertebe noktasında elbette farklılıklar olacaktır. Bazısı İslâmiyetle daha önce şereflenmiş. hizmette diğerlerini geçmiş,bir kısmı adalet ve idarede hepsinin üzerine çıkmış,bir diğeri yumuşak huy ve cömertlikte daha ileri gitmiş, bir başkası ilim ve kahramanlıkta diğerlerini geçmiştir.
Bizim ölçülerimiz her şeyden önce elbette Kur’an sünnet ve ehli beyttir.Kitap ve ehli beytten sonra sahabeler önemli bir referans kaynağımızdır. Çünkü onlar her şeyi veya lüzumlu bilgilerin önemli bir kısmını doğrudan vahiyden, Hz. Peygamber (asm)’den öğrenme imkânını bulmuş bir güzide cemaattir. Özellikle başta Emir’ül müminin
Hz.Ali’nin içinde bulunduğu ileri gelen sahhabeler
Hz.Muaz,Hz.Ammar bin yasir,Hz.Mikdat,Hz.Osman,Hz.Salmani faris,
Hz Ebubekir,Hz.Cefer-i Tayyar,Hz.Ömer bin hatap ,Hz.Abdullah bin Abbas,Hz.Abdullah bin Mesud’un içinde bulunduğu bunlar gibi alim sahabilerin yeri çok müstesnadır
Ancak,sahabeden nakledildiği iddia edilen her rivayetin doğru olduğunu söylemek mümkün değildir.Resulullah’a isnat edilen uydurma rivayetler bile varken,uydurma sözlerin sahabelere isnat edilmediğini iddia etmek imkânsızdır,Demek, sahabeye de yanlış şeyler isnat edilebilir ve bu yanlışlar sahabeye ait değil, uydurucu yalancılara aittir.
Özellikle, Resulullahin ilmin kapısı buyurduğu Emir’ül müminin Hz.Ali ve İbn Abbas gibi ilimde temayüz etmiş kimseler farklı görüşlere sahip-her kesimin kurtarıcı can simidi hükmünde kabul edilmiştir.Yanlış çizgide yürüyen değişik fırkalar, kendilerini destekleyen bu zatlara ait doğru bilgi bulamadıkları zaman,onlara yalan yere isnatlarda bulunmaktan çekinmemişler.
Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Kur’an’ın açık ifadelerine ters düşen sözlerin sahabeye ait olmadığını düşünmek,onlara gösterilmesi gereken saygının bir ifadesi olacaktır.
Bununla beraber, sahabelerin farklı içtihatlarda bulundukları da bir gerçektir.Ancak, bir müçtehit hata’da etse bir sevap kazanır.Bir içtihadın hatası müçtehitlerin ilmine asla bir noksanlık değildir. Çünkü, peygamberlerin dışında -insan olarak- herkesin yanlış yapma ihtimali vardır. Peygamberlerin de küçük yanlışları olabilir, fakat onları Allah derhal düzeltir. O yanlışlar tedavüle girmeden ortadan kaldırılır.
Diğer taraftan, bir sözün hangi makamda,hangi amaca yönelik olarak söylendiği de önem arz etmektedir.Bir muhataba irşat için verilen hususi bir ders,başkaları için geçerli olmayabilir. Nitekim,her hastaya aynı ilacı vermek doğru değildir.
Bu ifadeyle şunu kast ediyoruz; diyelim ki,Hz.Ali’nin muhatabı olan kimse,İslam’ın bütün emir ve yasaklarına riayet ediyor, sadece anne-babasına karşı gereken hassasiyeti göstermiyor.Hz.Ali onun bu durumunu bildiği için ona “anne-babanın hakkına riayet edersen cennete gidersin” demiş olsa, bu söz o kimse için doğrudur. Çünkü, adamın tek kusuru odur,onu da tamamladı mı, cennete gitmesine bir engel kalmaz. Fakat siz kalkıp aynı sözü namazı da kılmayan,orucu da tutmayan,hırsızlığı da yapan birine söylerseniz,bu söz elbette yanlış olur.
Ayrıca bir kimse, anne-babanın hakkının büyüklüğünü göstermek için “onların hakkına riayet eden cennete gider” dese ve bununla anne-babanın rızasını kazanmak da cennete götüren vesilelerden biri olduğunu kast etse, bu söz irşat üslubu açısından doğrudur.
Bütün bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, herhangi bir konuda hüküm verirken, bir yargıya varmaya çalışırken,acele etmemek gerekir. İslamî literatürün geniş ulaşım hattını elde etmeden, gönül hattını kapatmaya çalışmak her zaman isabetli olmayabilir.
“ASHABIM GÖKTEKİ YILDIZLAR GİBİDİR HADİSİNİ ZAYIF VE UYDURMA BİLEN İSLAM ALİMLERİ”
“Ashabım gökteki yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz”
Biz bu rivâyet hakkında önce bu rivâyetin zayıf, itibarsız ve uydurma olduğunu itiraf eden Sünni âlimlerin isimlerini kaynaklarıyla birlikte vereceğiz; daha sonra rivâyetin senetlerini incelemeğe tâbi tutacağız;. ardından da hadisin muhtevası üzerinde durmağa çalışacağız.
Hadisi Zayıf Bilen Ehl-i Sünnet Alimleri:
1- İmam Ahmed b. Hanbel (Ölüm: 241 hc.) (1)
2- Hâfız Ebu İbrâhim-il Muznî (Ölüm: 264 hc.) (2)
3- Hâfız Ebu Bekr-il Bezzâr (Ölüm: 292 hc.)
4- İbn-ül Kattân -Hâfız Ebu Ahmed Abdullah b.Adiyy- (Ölüm: 365 hc.) (4)
5- Hâfız Ebu-l Hasan Dârekutnî (Ölüm: 385 hc.) (5)
6- Hâfız İbn-i Hazm -Ebu Muhammed Ali b. Ahmed- ( Ölüm: 456 hc.) (6)
7- Hâfız Beyhakî -Ebubekr Ahmed b. Hüseyin b. Ali b. Abdullah- (Ölüm: 457 hc.) (7)
8- Hâfız Ebu Ömer İbn-i Abd-il Birr (Ölüm: 463 hc.) (8)
9- Hâfız İbn-i Esâkir -Ebu-l Kâsım Ali b. Hibetullah- (Ölüm: 571 hc.) (9)
10- Hâfız Abdurrahman Ebu-l Ferac İbn-il Cevzî (Ölüm: 597 hc.) (10)
11- Hâfız İbn-i Dihye –Ebu-l Hattab Ömer b. Hasan- (Ölüm: 633 hc.) (11)
12- İmam Esir-üd Din Ebu Hayyân-il Endülüsî (Ölüm: 745 hc.) (12)
13- Hafız Şemsüddin Ebu Abdillah ez-Zehebî Ölüm: 748 hc.) (13)14- Ahmed İbn-i Abdülkadir Tâcuddin İbn-i Mektum Ebu Muhammed-il Kaysî (Ölüm: 749 hc.) (14)
15- Şemsüddin İbn-i Kayyim-il Cevziyye (Ölüm: 751 hc.) (15)
16- Hâfız Zeynüddin Abdurrahim b. Hüseyn-il İrâkî (Olüm: 806 hc.) (16)
17- Hafız Şehabüddin İbn-i Hacer-il Askalânî ( Ölüm: 852 hc.) (17)
18- Kemâlüddin Muhammed İbn-il Hemmâm-il Hanefî (Ölüm: 861 hc.) (18)
19- İbn-u Emir-il Hâc -Şemsüddin Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Hasan- (Ölüm: 879 hc.) (19)
20- Hâfız Şemsuddin Ebulhayr Muhammed b. Abdurrahman Es-Sahavî (Ölüm: 902 hc.) (20)
21- Kemâlüddin Ebu-l Meâlî Muhammed b. Emir Nâsıruddin Muhammed b. Ebî Bekr b. Ali b. Ebî Şerif-il Makdisî-iş Şâfiî (Ölüm: 906 hc.) (21)
22- Hâfız Celâlüddin-is Suyûtî eş-Şâfiî (Ölüm: 911 hc.) (22)
23- Şeyh Aliyy-ül Muttaki-l Hindî (Ölüm: 975 hc.) (23)
24- Şeyh Aliyy-ül Kâriyy-ül Mekkî (Ölüm: 1014 hc.) (24)
25- El-Mennâviyy-üş Şâfiî -Abdürrauf b. Tâc-ül Ârifin b. Ali b. Zeynülâbidin- (Ölüm: 1029 hc.) (25)
26-Şeyh Şehâbüddin-il Hafâcî-il Hanefî -Ahmed b. Muhammed b. Ömer (Ölüm: 1096 hc.) (26)
27- Kâzî Muhibbullah-il Behârî-il Hindî (Ölüm: 1119 hc.) (27)
28- Kâzî Muhammed b. Ali b. Muhammed b. Abdullah-iş Şevkânî (Ölüm:
1250 hc.) (28)
29- Sadık Muhammed Hasan Hân (Ölüm: 1307 hc.) (29)

