DR. SEYYİD HÜSEYİN ZERRAKİ
Dünya Seyyidler ve Şerifler Kültür ve Araştırma Derneği Bursa Şube Başkanımız psikolog Dr. Seyyid Şeyh Sabahaddin DÖMEK tarafından düzenlenen toplantıda, İslam Dünyasının Problemleri ve Nakibül-Eşraflık Müessesesi tarafından Resulullah’ın evlatlarına verilen gerçek şecerelerin çeşitlerini ve sahte seyyidliğin önüne geçilmesi için çözüm önerileri konuşuldu:
Evliyalar şehri Bursa’da yurt içi ve yurt dışından çok fazla bürokrat ve katılımcılar katıldı.
Kur’an-ı Kerim okunmasıyla başlayan kahvaltılı toplantıda Dünya Seyyidler ve Şerifler Kültür ve Araştırma Derneği Genel Başkanı Dr. Seyyid Hüseyin Zerraki ile emekli Kolordu Komutanı Dr. Seyyid Musa Kazım Dalkıran, Kadiri Tarikatının Türkiye’mizin önemli isimlerinden Seyyid Şerif Şeyh Abdülkadir-i Geylani torunlarından Prof. Dr. Seyyid Şeyh Fadıl Geylani, Çeçenistan’ın efsanevi lideri Seyyid Şeyh Şamil’in torunlarından Havai Devletinin İstanbul Başkonsolosu Seyyid Muzaffer Bayçöl, Bursa Düseyder Şube Başkanı ve Kadiriler Ebu Turab Vakfı Başkanı Psikolog Dr. Seyyid Şeyh Sabahaddin Dömek birer konuşma yaparak gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundular…
Genel Başkan Dr. Seyyid Hüseyin ZERRÂKİ konuşmasında özetle şöyle dedi:
İslam Dünyasında özlenen huzur ve barışın yolu Resulullah’ın Torunları Seyyid ve Şeriflerden Geçer.
Hazreti Resulullah ümmetine emanet ettiği ehli beytine dosdoğru sahip çıkılırsa bu problemleri de beraber aşmış olacağız. İslam coğrafyasında yaşanan olaylar ve katliamların tablosuna bakıldığında, Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Libya, Somali, Sudan, Fas, Tunus, Yemen ve Mısır hepsi de kan revan içeresindeler.
Bu durumda olan daha birçok İslam ülkeleri de vardır. Manası sevgi ve barış olan kardeşliği hakkı, adaleti ve merhameti öğütleyen İslam Dinini ve onun yolu ve esaslarını gösteren yüce rehber Kur’an-ı Kerim’i yanlış yorumlayan ya da cehaletlerinden dolayı yanlış istikametlere götürenler ve gaflet içeresinde olanlar yüzünden, İslam dünyası asırlardır huzur, barış ve esenliğe muhtaç hale gelmiştir.
Peki ne yapmak lazımdır? Yüce Allah’ın anayasası olan Kur-an-ı Kerim’i ve İslam peygamberi olan Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.)’nın Ehl-i Beyti ile ilgili söylemiş olduğu sahih hadislerini dosdoğru yorumlamak ve sahip çıkmak lazımdır. Resulullah vefat etikten sonra ümmetine emanet ettiği güzide torunlarına ve kıyamete kadar devam eden zürriyetlerine Seyyid ve Şeriflere sahip çıkılmadı, katlettiler, yerlerinden ve yuvalarından sürüldüler. Halen de İslam ülkelerinin çoğunda bu kutlu soya saygı ve hürmet yoktur. Tanımıyorlar ve tanımak ta istemiyorlar. Müslümanlara soruyoruz: Ehl-i Beyt’in ana vatanı Mekke ve Medine’de kaç aile Seyyid ve Şerif yaşadığını biliyor musunuz? Maalesef çok komik bir rakam 20 aile yaşıyor. Çünkü Emeviler ve daha sonrası Vehhabi rejimi onları oradan kovmuşlardır..
Peygamber efendimizin torunları resmi belgelere göre çoğunluğu Türkiye’de yaşıyorlar. 1/4 Doğu ve Güneydoğu’da, geri kalanlar da batı bölgelerimizde yaşıyorlar. İç Anadolu Bölgesinde, Karadeniz Bölgesinde, Marmara Bölgesinde, Ege Bölgesinde, Akdeniz Bölgesinde ve Balkanlarda yaşıyorlar dedi. Toplantıda hazır olan bir gazeteci, Dünya Seyyidler ve Şerifler Kültür ve Araştırma Derneği Genel Başkanı Dr. Seyyid Hüseyin Zerraki ’ye, “Soy şeceresi nedir, ne zamandan beri Peygamber Efendimizin torunları kayıt altına alınmışlar ve hangi İslam devletleri tarafından ehlibeyt soy şecereleri düzenlendiğini” sorunca, Genel başkan Dr. Seyyid Hüseyin Zerraki Şöyle dedi:
“İSLAM DEVLETLERİ BAŞTA ABBASİLER İRAN FATİMİLER, SELÇUKİLER, MEMLUKLAR, EYYUBİLER, ANADOLU SELÇUKLULARI VE OSMANLI DEVLETİ TARAFINDAN RESULULLAHIN EVLATLARI SEYYİDLERE VERİLEN ŞECERELERLE İLGİLİ ŞÖYLE DEDİ”…
Evvela Şecere nedir? Bunun bilimsel olarak tarifini yapalım: Şecere bir ailenin bilinen en eski atasından başlayarak son üyelerine kadar bütün ailenin bir kökten geldiğini gösteren ağaç görünümü içinde gösteren çizelgedir. Ehli Beyt Soy Şeceresi ise Emir’ül Müminin Hz. Ali ile Hz. Fatima’nın evlatları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in zürriyetini devam eden ve son aile ferdine kadar bu mübarek soydan geldiklerini gösteren önemli bir belgedir…
Ehli beytin şecereleri ve kayıtları, Şura Suresi 23. ayet, Ahzab Suresi 33. ayetleri nazil olduktan sonra Peygamber Efendimiz Hz. Ali’yi görevlendirerek, bu kutlu soyun kayıtları tutulmuş, Ehli Beyt’e zekât ve sadakanın haram olduğunu bildirilmiş; onlara Sadece fey ve ganimetten hisse verilmiştir.
Daha sonra İslam Devletlerinden baş nakipler ve onların görevlendirdikleri Nakibül Eşrâf Kaymakamları tarafından şecerenin evveliyatı olmak kaydıyla en az iki şahit huzurunda tanzim edilerek Allah Resulü ‘nün torunlarına verilen önemli ve maneviyatı büyük bir soy belgesidir.!!! Sizlerin de bildiğiniz gibi Osmanlı Devletinin kurulması ile birlikte bu ülkeye gelen Resulullah’ın evlatları Seyyidlerin ve Şeriflerin tek tek kayıt altına alınması için başta Osmanlı Devletinin kurucusu cennet mekan Gazi Osman Bey’in emir ve talimatı ile Abbasiler, Fatımiler, Selçukiler ve diğer İslam devletlerinde olduğu gibi, kendi ülkesine gelen bu mübarek zatların hak ve hukuklarının korunması sahte seyyidliği önlemek için “SADAT BAKANLIĞI” Bursa’da kurdurmuştur.
İlk Sadat Bakanı Seyyid Muhammed Buhari (Emir Sultan’ın talebelerinden) Seyyid Ali Nata’dır.
Bu bakanlık 150 yıl devam etmiştir. Bir ara bakanlık kaldırılınca Seyyid olmayan sahtekârların meydana çıkmasıyla 2.Sultan Beyazıt tarafından 1494 yılında tekrar İstanbul’da Baş Nakiplik kurumu kurulmuştur. Bu kurumun başkanlığına Seyyid Mahmud Efendi atanmış, Osmanlı Devletının kuruluşundan 3 Mart 1924 tarihine kadar devam etmiştir. 600 yıl içeresinde 66 tane Baş Nakip, 280 tane de Nakibül Eşraf kaymakamları görev almışlar. Bunların görevleri Seyyid ve Şerifleri bilimsel olarak kayıt altına alarak Hz. Peygamberin hatırı için bu kıymetli insanlara bazı imtiyazlar verilmiş, Padişah tarafından saygı ve hürmet gösterilmiş, askerden ve vergiden muaf tutulmuşlar, onlara beratlar verilmiş, fakir olan Seyyidlere maaş bağlanmış, İmparatorluğun önemli tören ve toplantılarında Padişahın yanında protokolün önünde oturturmuşlar, onların kızlarını dengi ve soylu ailelerle evlendirmişler, Sedat’tan olduğuna dair ellerine şecere veya birer hüccet verilmiştir.
Halifeliğin kaldırılması ile birlikte Nakibül Eşraflık kurumu da lağvedilince, gerçek Seyyidler arka plana atılarak; bunların yerine bazı grupları, Nakşi tarikat şeyhleri, bazı Alevi Dedeleri, Bektaşi Babaları ve hatırı sayılır aileleri Türk Milletine Seyyid ve Ehl-i Beyt diye tanıtmışlar, bugün Osmanlı Arşivi ile İstanbul İl Müftülüğü Meşihat ve Şerriye Sicillerinde bulunan Nakibül Eşraf Defterleri üzerinde yapmış olduğumuz araştırma ve çalışmalarımızda, bunların böyle olmadığını görüyoruz.
Günümüzde de gerçek Seyyid veya Şerif olduğunu iddia eden kardeşlerimiz mutlaka ellerinde Osmanlı döneminde Nakibül Eşrâf kaymakamları tarafından verilmiş bulunan “NESEB /SOY EHL-İ BEYT ŞECERESİ OLMASI GEREKİR”
Şecere elinde bulunduran Seyyid ve Şeriflerimiz, en azından o şecerenin doğru ve gerçek olması için şecere geriye doğru 1924 yılından önce Nakibül Eşrâf Kaymakamları tarafından düzenlenmiş olacak. Şecerenin alt tarafından şecereyi düzenleyen Nakibül Eşrâf Kaymakamının mührü ve imzası olacak. Şecerenin alt kısmında yani son bitiminde o ailenin reisi (Seyyidin) ismi, baba ismi ve lakabı yazılı olacak. 1924 tarihinden önce yaşamış olacak. Osmanlı döneminde görevli Nakibül Eşrâf kaymakamların mührü olmayan şecereler geçersizdir. Çoğu zaman kontrol için Derneğimize getirilen sözde şecereler, 1924 tarihinden sonrası görevli olmayan bilmişlik taslayan sözde alim olduğunu iddia eden bazı şecere sahtekârları tarafından vatandaşlarımıza üç ila beş bin Dolar karşılığında verilen sahte şecerelerdir.
Bu şecerelerin geçerliği yoktur. Bu tür şecereleri evinde işyerinde ve elinde bulunduran kişilere sesleniyorum!
Bu belgelerin ve şecerelerin geçerliliği yoktur, lüzumsuz yere paralarınızı böyle sahtekârlara kaptırmayın..
İslam dünyasında ne kadar Allah resulünün torunları varsa, başta Abbasiler, Fatımiler, Memluklar, Selçukiler ve Osmanlı Devleti tarafından bunları kayıt altına almışlar, tutulan kayıtlar, belgeler, hüccetler ve Nakibül Eşrâf Defterleri de İstanbul İl Müftülüğü Meşihat ve Şerriye Sicilleri Arşivinde mevcuttur. Altı yüz yıllık zaman zarfından Nakibül Eşraflar’ın tutmuş oldukları 66 tane defter İstanbul İl Müftülüğü Meşihat ve şerriye sicilleri arşivinde muhafaza edilmektedir.
İslam Dünyasının genelinde Peygamber Efendimizin torunlarının yarısından fazlası Türkiye’de yaşıyorlar. 1/4’ü Doğu ve Güneydoğuda, 3/4’ü de Akdeniz Bölgesi, Karadeniz Bölgesi, Orta Anadolu Bölgesi, Marmara Bölgesi ve Ege bölgesinde yaşıyorlar..
Bir Seyyid nereye göç etmiş, nerede doğmuş, nerde büyümüş ise, o yörenin dili ve kültürünü benimsemiştir. Dolaysıyla, Türk Milleti Peygamber Efendimizin mirasına ve soyuna sahip çıkmış olması, hiçbir zaman inkâr edilemez.
Nakibül-Eşraflık Kurumunun ana temeli Resulullah tarafından atılmıştır. Ehli Beyt ile ilgili işlerini takip etmek üzere Resulullah tarafından tayin edilen ilk memur Hz. Ali R.A. dır.
Dört halife devri ve Ashabın Ehli Beyt ile ilgili tutumlarını İslami devirde de devam etmiştir. İlk defa şecerelerin tutulması ikinci Halife Hz. Ömer tarafından görevlendirilen memurlar vasıtası ile olmuştur. Emeviler ‘de bir iki halife istisna edilirse, Haşimiler’e ve Abbasiler’e karşı olan düşmanlıkları açıkça meydandadır.
Hilafetin Abbasilere geçmesi ile Resulullah soyunun fey ve ganimetlerdeki hissesi, neseplerin korunması ve özelikle Hz. Peygamber’e olan saygı sebebi ile Hicri üçüncü asır ortalarında ilk defa Nikabet Teşkilatı Abbasiler bünyesinde kurulmuş, Abbasiler ve Talibiler için ayrı ayrı Nakibül Nükaba’lar tayin edilmiştir. Teşkilat Abbasiler bünyesinde sonuna kadar devam etmiştir. Nikâbette ilk önemli değişikliği, nikabetin Hasani ve Hüseynilere tahsisi ile Fatimiler yapmıştır.
Eyyubiler, Memluklar, Selçuklular ve İlhanlılar ‘da esasta pek değişmeyen Nikabet Teşkilatı Memluk İlhanlı ve Anadolu Selçukluları’nın bıraktığı ortaklaşa miras olarak Osmanlılara geçmiştir. Şu veya bu devlet vesilesi ile Abbasiler’deki orijinaline ulaşan Nikabet Makamı başındaki Nakibül Eşrafların vazifeleri, hemen hiç değişmeden Osmanlılar’da aynen kalmıştır.
Nikabetin kuruluş sebebi bir başka ifadesiyle sahte Seyyidlere mani olmak ve gerçek Seyyidlere de hürmetle özleştirilen Peygambere hürmet ve tazimdir. Seyyidlerle ilgili vesika ve şecerelerde özellikle Şura suresi 23.Âyeti ile bu husus zaman zaman dile getirildiği gibi, bütün İslam Devletlerinde Seyyidlere hürmet edilmiş, onlara olan hürmet ise, kendilerini temsil eden Nakibül Eşrafların şahıslarında daha bariz olarak kendini hissetmiştir. Osmanlılar ‘da, Nakibül -Eşrafların idare mekanizmasında rolü ve yeri olmadığı halde, bütün önemli devlet törenlerine katılarak Padişahın yanında otururlardı.
Hz. Peygamberin Emriyle kurulmuş bulunan bu mübarek ve güzide kurum, maalesef Cumhuriyetin ilanından bir yıl sonra 3 Mart 1924 tarihinde Halifeliğin kaldırılması ile birlikte Nakibül Eşraflık Kurumu da lağvedilerek ortadan kaldırılmıştır dedi…Daha sonra toplantı hatıra fotoğraf çekimleriyle sona erdi.












