Kerbela Olayı
Orta Asya Türk kavimlerinin İslâm dinini kabul etmesinden yüzyıllar öncesinde gerçekleşen peygamberimizin gözide torunu Hz. Hüseyin ile yetmiş iki yakınının şahadetiyle sonuçlanmiştır. Kerbelâ olayının doğru bilgilerle açıklanması oldukça önemlidir.
Kerbelâ olayı,Hz. Peygamber’in torunu Hz.Hüseyin’in akrabaları ve sevenleri ile birlikte siyasi ihtiras uğruna hunharca şehit edildiği Müslümanlar arasında yüzyıllardır unutulmayıp hüzünle anıldığı facianın adıdır…
Bu olaydan sonra İslâm dünyası ikiye bülünmüş Şia ile Ehl-i Sünnet mensuplarının, ülkemizde de Alevîlerle Sünnîlerin birbirine karşı düşünce ve tavırlarında etkili olmaya devam etmektedir.İşte bu sebeble Kerbelâ olayı,ile ilgili kaynaklarda yer alan bilgiler doğrultusunda doğru araştırma yöntemiyle özetlenmiş ve daha sonra da bu olayın sebep ve sonuçlarından hareketle günümüz için faydalı olduğunu düşünülen bazı mesajlar ve makaleler üretilmiştir.
Amacım tarihte yaşanan acı bir olayı kaşımak değil,bu olaydan ibret alarak günümüz Müslümanlarının tefrikadan uzak durarak birlik ve beraberliğimizi sağlamaktır…
kerbela olayı
İnsanlık tarihini ve onun bir parçasını teşkil eden İslam tarihi’nin genel bir ifadeyle,adalet ve zulüm mücadelesi olarak değerlendirmek mümkündür.
Adalet ve zulmün inanç dünyasındaki karşılığı iman ve küfür,ahlak dünyasındaki karşılığı fazilet ve rezilet,siyaset dünyasındaki karşılığı hürriyet ve istibdâttır.Tarih birbirine taban tabana zıt bu iki levhanın mensuplarının farklı zaman ve mekanlardaki değişik mücadelelerinden ibarettir.Şu kadar’ki gerçekte siyah ile beyaz,artı ile eksi,varlık ile yokluk arasındaki mesafe kadar birbirine muhalif olan tabiri caizse sağ levhadaki iman, adalet,hürriyet gibi değerlerle diğer levhadaki küfür, zulüm,istibdât gibi kavramlar bazen hayatın içine farklı elbiselerle çıkabiliyor mesela bazen istibdât hürriyet elbisesini giyebiliyor yahut reziliyet kendisini fazilet gibi konumlandırabiliyor.
Kerbela olayı Hicri Tarih İtibariyle 10 Muharrem 61, Miladi Tarih İtibariyle 10 Ekim 680 Yılında gerçekleşen dramatik,ciğer dağlayan,acı bir olaydır. Resul-i Ekrem’in mübarek torunu Hz.Hüseyin ve 70 dolayında yakınının siyasi istibdâdın neticesi olarak şehit edildiği elem verici bir hadise.Aynı zamanda Şia’nın fırkalaşmasında da büyük payı olan bu hadise Şiilerce sine döverek,mersiyeler okunarak anılırken; Harici-Vehhabî kesimlerce kimi zaman ilgisiz kalınarak kimi zaman da şu veya bu oranda Hz. Hüseyin suçlanarak ele alınıp anlatılmaktadır.
vehabilere göre Güya Hz.Hüseyin meşru halife olan Yezid’e karşı çıkmış (hurûc), sonuçta da bunu başıyla ödemiştir.Oysa, tarih kaynaklarının yansıttığına göre Kerbela olayının en önemli boyutu Yezid’in siyasi “istibdât”a dayalı olarak iktidar koltuğuna oturması, buna karşı Hz. Hüseyin’in hürriyeti şeriyye” kılıcını çekmesi,sonra da olanların olmasıdır.
Çok kısa olarak ifade etmek gerekirse, Resulullah’ın mübarek torunu Hz. Hasan (ra), müslümanların iç çekişmelerle uğraşmaması ve kan dökülmemesi için 661 yılında Muaviye bin. Ebî Süfyan lehine hilafetten feragat etmiş, Emevi devleti kurulmuştur. Muaviye on yılı aşkın bir süre sonra oğlu Yezid halifeliğe layik olmadığı halde halife olarak hazırlamaya başlamıştır.
Bu süreçte Muaviye veliahtlık konusunu gündeme getirerek kendisinden sonra oğlu Yezid’in yönetime geleceğini açıklamıştır. Bu açıklaması kabileler üzerindeki hakimiyeti dolayısıyla bazı yerlerde uygun görülmemiş,ancak mesela Medine’de durumdan haberdar olan başta Hz. Hüseyin olmak üzere Hz. Ömer’in oğlu Abdullah ve Zübeyr b. Avvâm’ın oğlu Abdullah gibi ileri gelen sahabîler, bunun “hilafeti saltanata çevirmek” olduğunu söyleyerek karşı çıkmışlardır. Nihayet Muaviye yirmi yıllık hilafet döneminin sonunda, 680 yılında ölünce oğlu Yezid tahtın sahibi olduğunu söyleyerek koltuğa oturmuştur.
İsmi bizzat peygamber (asm) tarafından konulan, altı yaşına kadar Peygamber’in dizinin dibinde yetişen, ayrıca annesi Fatıma ve babası Hz. Ali’nin mübarek hanelerinde terbiye görmüş olan Hz. Hüseyin, Kur’an’ın apaçık şûra ve meşvereti emreden (Şûra 42/38; Âl-i İmrân 3/159) ayetleri karşısında böyle bir “istibdâd”ı, böyle bir dayatmayı elbette kabul edemezdi ve etmemiştir.Yezid’in tahta oturduğunu öğrenip kendisinden de “biat etmesi” talep edilince bunu şiddetle reddetmiş ve aile efradını yanına alarak önce Mekke’ye gitmiş, orada görüşmeler yaparak durum değerlendirmesinde bulunmuştur. Bu esnada Kufe’liler ısrarla Kufe’ye gelmesi ve başlarına geçmesi için kendisine mektuplar göndermiştir. Hz. Hüseyin bu yoğun talep karşısında önce amcasının oğlu Müslim’i Kufe’ye göndererek yerinde incelemelerde bulunmasını istemiştir.Kufe’ye giden Müslim bin. Akîl, orada büyük bir ilgi ile karşılanmış ve Hz.Hüseyin adına kendisine binlerce kişi biat etmiştir. Aleyhindeki bu gelişmelerden haberdar olan Yezid derhal harekete geçerek önce Kufe valisini görevden alıp yerine acımasızlığı ile tanınan babası belli olmayan Ubeydullah bin.Ziyad’ı tayin etmiş,ardından ne pahasına olursa olsun Hüseyin’den biat alınması emrini vermiştir. Ubeydullah Valiliğe gelir gelmez Kufe halkını toplayıp çok sert bir konuşma yapmış,ardından Müslim’i yakalatarak öldürtmüş,tehditkar sözleriyle Kufe halkını sindirmeyi başarmıştır.
Bu arada sefer hazırlıklarını tamamlayıp yola çıkan Hz.Hüseyin, Kufe’de durumun değiştiğini ve Müslim’in öldürüldüğünü ancak yolda öğrenebilmiş, devam etmek mi yoksa dönmek mi gerektiği konusunda yaptığı istişare sonucuna tabi olarak devam kararı almıştır.Yolda Taff diye anılan bugünkü Kerbela civarına geldiğinde Ubeydullah’ın askerleri tarafından durdurulmuş,Fırat ile irtibatı kesilerek su almaları engellenmiştir.
Daha sonra sayıları 30.000’den fazla olan Ömer bin.Sa’d komutasındaki askeri birlik tarafından kuşatma altına alınmıştır. Başta susuzluk olmak üzere çok zor durumda bırakılan Hz.Hüseyin! Yezittin Ordu Komutanı
Ömer bin Sa’d ile görüşerek bana karışmayın bana mani olmayin beni serbest bırakın Horasana akrabalarım’ın yanına gideceğim demişsede Yezittin Ordu Komutanı Ömer bin Sad Rey Valiliği uğruna Hz.Hüseyin”in Kerbelada çıkmasına müsaade etmeyerek göz göre göre hunharca öldürülmesini seyir etmiştir.
Nihayet hicri 61 yılının 10 Muharrem’inde yani aşura günü Hz. Hüseyin’in yirmi üçü binitli,kırk kadarı piyade askerinden oluşan kuvvetiyle İbni Sa’d’ın askerleri tarafından Hz.Hüseyin ve yetmiş civarında yakını hunharca şehit edilmiştir.Hz. Hüseyin’in kesik başı ve esirler Dımaşk’e (Şam) götürülmüş,kesik baş daha sonra bedenin yanına veya Necef’te babasının yanına yahut Medine’de annesi Fatıma’nın yanına defnedilmiş, aile efradı ise birkaç gün sonra Medine’ye gönderilmiştir.
İslam tarihinin “kanlı” bir sayfasını teşkil eden Kerbela olayı,devam eden süreçte birçok siyasi,fikrî,mezhebî oluşuma kaynaklık etmiş, gönüllerde ve tarihte çok büyük izler bırakmıştır.Bu olaydan sonra Hz. Hüseyin’i Kufe’ye çağırıp da onu yalnız bırakarak şehit olmasından kendilerini sorumlu tutan bir grup Kufe’li,Yezid ordusuna karşı ayaklanmışsa da başarılı olamamışlar hepsi kılıçtan geçirilmiş (Tevvâbûn hareketi), ardından Horasanlı Türk kökenli Vali Muhtar Sakafî Miladi 686 yılında Hz. Hüseyin’in intikamı almak parolasıyla ortaya çıkıp büyük bir askeri güç oluşturmuş ve Kerbela olayına adı karışan herkesi teker teker yakalatarak öldürmüş böylelikle ehli beytin intikamını almıştır. bu elim olay bütün müminleri gönülden yaraladığı için başta Arapça, Farsça, Türkçe, Urduca olmak üzere müslümanların konuştuğu dillerde çok geniş bir mersiye literatürü oluşmuştur.
Yukarıda işaret edildiği gibi Yezid’in iktidar koltuğuna oturması tamamıyla istibdâda yani siyasî baskı ve zorlamaya dayalı olarak gerçekleşmiştir.
Görüldüğü gibi Buna karşı Hz. Hüseyin’in mücadelesini yani Yezid’e biat etmeyip harekete geçmesini onun “hürriyet-i şeriyye kılıcını çekmesi” olarak niteliyor. Zira bilindiği gibi istibdâdın,bir bakıma zıddı hürriyettir. Dolayısıyla Yezid’in siyasî istibdâdına karşı Hz.Hüseyin’in ona biat etmemesi, aynen ifadesini bulduğu üzere “İslam’ın hürriyet” kılıcını çekmekten başka bir şey değildir. Öte yandan cehalet ve vahşetin yani bilgisizlik ve şiddet yanlısı olmanın Yezid’in istibdâdına kuvvet verdiğini de belirtmeden geçmemektedir.
Sonuç olarak Peygamber efendimizin torunu Hüseyin’i anmak ve Kerbela’yı hatırlamak tarihin sayfalarında dolaşmakla veya kuru acı çekmekle ya da göz yaşı dökmekle değil,her çeşit istibdâd ve dayatmayı reddetmek,hürriyeti hakim kılmak için gerekli siyasi ve fikri çabayı sonuna kadar ortaya koymakla gerçekleşir,

